Milleyha Sulak Alanı: Dünü ve Bugünüyle Bir Doğal Mirasın Durumu
Milleyha Sulak Alanı, milyonlarca yıl boyunca tektonik hareketlerin, deniz seviyesi değişimlerinin ve Asi Nehri’nin alüvyal birikim süreçlerinin birlikte şekillendirdiği bir kıyı ekosistemidir. Bu uzun jeolojik evrim; bugün yüzlerce bitki ve hayvan türünün bir arada var olabildiği, aynı zamanda insanlık tarihinin farklı dönemlerine ait izleri bünyesinde barındıran özgün bir peyzaj ortaya çıkarmıştır. Bölgenin ekolojik sürekliliği ve tarihsel birikimi, yalnızca geçmişi değil, bölgenin geleceğini de doğrudan ilgilendiren stratejik bir değer taşımaktadır.
Son buzul çağının ardından yaşanan ısınmayla birlikte, yaklaşık 15.000 yıl önce buzullar hızla erimeye başlamış ve deniz seviyesi yükselmiştir. Yaklaşık 7.000 yıl önce bu yükselme yavaşlamış, 6.000 yıl kadar önce ise deniz bugünkü seviyesine büyük ölçüde ulaşmıştır. Bu değişimler, Asi Nehri’nin deltayı oluşturmasına ve Milleyha Sulak Alanı’nın bugünkü yapısının şekillenmesine zemin hazırlamıştır1. Şekil 1’de, bu değişimin günümüzden yaklaşık 7.000 yıl öncesinden 2.000 yıl öncesine kadar uzanan süreçte nasıl gerçekleştiği görülmektedir2.

Şekil 1 – Asi delta ovasında alüvyal jeomorfoloji ve paleocoğrafya araştırmaları (Öner, 2008)
Binlerce yıl süren bu değişimin ortaya çıkardığı çeşitlilik düşünüldüğünde, Milleyha ve yaklaşık 14 kilometrelik kendine özgü kıyı şeridi, hem ülkemiz hem de dünya ekosistemi açısından büyük önem taşıyan bir doğal zenginliktir.
2021 Eylül ayı itibariyle Doğa Koruma ve Milli Parklar tarafından Milleyha Sulak Alanı3 olarak ilan edilen bu ekosisteme ait sınırları ve mevcut koruma statülerini hem Doğa Koruma ve Milli Parklar’a ait Ekotaban uygulaması hem de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na ait Sit Alanları Yönetim Sistemi4 üzerinden inceleyelim.
Görsel 1’de belirtilen4 mavi taralı alanlar Nitelikli Doğal Koruma Alanı ve yeşil alanlar ise Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı olarak tanımlanmıştır. Görsel 2’de kırmızı ile belirtilen3 14 kilometrelik kıyı şeridi ise Deniz Kaplumbağası Yuvalama Alanı olarak tanımlanmıştır. Bu çalışmanın devamında, sahaya ilişkin değerlendirmeler ve tespitler belirtilen koruma statüleri esas alınarak yapılacaktır.
Öncelikle belirtilen koruma statülerinin ne ifade ettiğini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın açıklamalarıyla inceleyelim.
Nitelikli doğal koruma alanı, doğal yapısı değişmemiş veya az değişmiş, modern yaşam ve önemli ölçüde insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, doğal süreçlerin hakim olduğu, koruma amaçlarına uygun olarak yörede yaşayanların alanın mevcut kaynaklarını kullanmasını sağlayarak doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin korunduğu kara, su, deniz alanları olarak tanımlandı. Bu şekilde tescili yapılmadan önce mevcut bulunan ve bu ilke kararı kapsamında yenisine izin verilemeyen mevzuata uygun yapılar, ekonomik ömrünü tamamlayıncaya kadar kullanılabilecek. Nitelikli doğal koruma alanlarında madencilik faaliyeti yapılamayacak, taş, toprak, kum alınamayacak, toprak, cüruf, çöp, sanayi atığı gibi malzeme dökülemeyecek.5
Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı, barındırdığı siluet, jeolojik ve ekolojik değerlerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla alanın potansiyeli ve kullanım özellikleri göz önünde bulundurularak doğal ve kültürel bakımdan uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetlere, turizm ve yerleşimlere izin veren alanlar, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı olarak belirlendi. Kesin korunacak hassas alanlar veya nitelikli doğal koruma alanlarını etkileyen, bu koruma bölgeleri ile bütünlük gösteren tampon bölgeler olan sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları, düşük yoğunluklu yerleşim yerleri olarak planlanabilecek. Sit kararı öncesi alınan ruhsatlı yapılar mevcudiyetini koruyacak. Kentsel yerleşik alanlarda ve kentsel dönüşüm alanlarında yoğunluk, yapılacak koruma amaçlı imar planlarında belirlenebilecek. Bu alanlarda sanayi tesislerine izin verilmeyecek ancak mevcut ruhsatlı sanayi tesisleri, gerekli çevresel tedbiri almak koşulu ile kullanılabilecek.5
Bu koruma statüleri, yalnızca idari bir kararı değil; Milleyha Sulak Alanı‘nın barındırdığı doğal bir zenginliğin sonucudur. Alanın jeolojik yapısı, su rejimi ve kıyı-delta ilişkisi; çok sayıda canlı türü için beslenme, barınma ve üreme imkânı sunan farklı habitatların bir arada bulunmasını sağlamaktadır. Bu nedenle Milleyha ve sahil şeridi, yalnızca korunması gereken bir alan değil, aktif bir yaşam alanını temsil etmektedir. Şimdi, bu koruma kararlarının temelini oluşturan biyolojik çeşitliliği yakından inceleyelim.
Temmuz 2014’te yapılan bir araştırmada6, Milleyha Sulak Alanı’nda 231 bitki, 219 kuş, 24 kelebek, 6 memeli, 12 sürüngen ve 3 kurbağa türü tespit edilmiştir. Aynı çalışmada, alanın barındırdığı ekosistemin yüksek verimliliği nedeniyle gelecek yıllarda yeni türlerin keşfedilmesinin muhtemel olduğu da özellikle vurgulanmıştır.
Aradan geçen 12 yıl içerisinde, Milleyha Sulak Alanı, kıyı şeridi ve pelajik bölgede 316 kuş türü7 gözlemlenmiştir. Bu gözlemler, yalnızca Hatay bölgesi için değil; Türkiye’de ilk kez kayda geçen bazı kuş türlerini de kapsamaktadır. Bu alanlardaki yeni kayıtlardan Büyük Yelkovan8, 28 Aralık 2025 tarihinde gözlemlenmiştir. Ayrıca 2025 yılının ilk aylarında Hasan Yıldırım ve Samim Kayıkçı tarafından yürütülen araştırmalar sonucu, bilim dünyasına yeni bir bitki türü olan Arum milleyhanum (Araceae)9 kazandırılmıştır.
Milleyha Sulak Alanı ve kıyı şeridi; Asi Nehri‘nin deltadaki etkisiyle oluşan sazlıklar, lagünler, kumul alanlar ve kıyı şeridinin bir arada bulunması sayesinde farklı yaşam alanlarını aynı coğrafyada barındıran nadir sulak alanlardan biridir.
Ancak sahip olduğu bu doğal ve biyolojik zenginliğe rağmen, Milleyha Sulak Alanı ve kıyı şeridi bugün koruma statüleriyle açıkça çelişen ciddi baskılar ve tehditlerle karşı karşıyadır.
Hafriyat Dökümü ve Dolgu Yoluyla Alan Kazanımı
Deprem sonrasında ortaya çıkan hafriyat atıklarının, Asi Deltası gibi yüksek ekolojik değere sahip bir alana kontrolsüz biçimde taşınması ve boşaltılması, sulak alan ekosistemleri açısından önemli bir baskı unsuru oluşturmaktadır. Bu tür dökümler, deltaya özgü doğal yüzey yapısını değiştirmekte; suyun doğal yayılım alanlarını daraltmakta, habitatlar arasındaki sürekliliği bozmakta ve alanın ekolojik işleyişini olumsuz yönde etkilemektedir. Son yağışlarla birlikte su tutmaya başlayan sulak alanın bazı bölümlerinde, hafriyat atıklarıyla dolgu yapıldığı gözlemlenmiştir.
Hafriyat ve dolgu faaliyetleri, kısa vadede fiziksel alan kazanımı sağlıyor gibi görünse de, uzun vadede sulak alan kaybı, biyolojik çeşitlilikte azalma ve geri dönüşü zor ekosistem tahribatı risklerini beraberinde getirmektedir. Bu nedenle söz konusu uygulamaların, alanın sahip olduğu koruma statüleri ve ekolojik hassasiyetleri dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Ekosistemin bütünlüğünü yeniden sağlamak amacıyla, arazi mülkiyet yapısı ve sosyo-ekonomik koşullar gözetilerek, uygun rehabilitasyon ve iyileştirme çalışmalarının planlanması ve uygulanması önem taşımaktadır.
Ayrıca alanda bulunan yapıların mevcut imar durumlarının ve kullanım statülerinin incelenmesi; deprem sonrasında kullanılmayan, işlevini yitirmiş veya atıl durumda bulunan yapıların, sulak alan ekosistemine zarar vermeyecek yöntemlerle değerlendirilmesi ya da kaldırılmasına yönelik seçeneklerin ele alınması gerekmektedir.
Fotoğraflarda da görüldüğü üzere, alan kısa süreli yağışlar sonrasında dahi su tutma kapasitesini kullanarak biyolojik canlılığını artırma eğilimi göstermektedir. Bu doğal toparlanma sürecinin, insan kaynaklı müdahalelerle sınırlandırılmasının ekosistemin işleyişi ve korunması açısından ne derece doğru bir yaklaşım olduğu, bilimsel ve yönetsel açıdan değerlendirilmelidir.
Atık Yönetimi ve Çevre Kirliliği
Kirlilik sorunu yalnızca sulak alanla sınırlı değildir; Asi Deltası’nın tamamında, Asi Nehri boyunca ve kıyı şeridi genelinde gözlemlenen yaygın bir çevresel baskı niteliği taşımaktadır. Bu bütüncül kirlilik yükü, sucul ve karasal ekosistemler arasındaki bağlantıyı zayıflatmakta; deltaya özgü doğal süreçleri ve biyolojik çeşitliliği eş zamanlı olarak olumsuz etkilemektedir.
Saha çalışmaları sırasında, Samandağ Belediyesi’ne ait bir aracın alanda çöp boşaltımına başlamadan hemen önce ekibimizin fark edilmesi üzerine alanı terk ettiği gözlemlenmiştir. Olayın bildirilmesi amacıyla Samandağ Belediyesi’ne, belediyeye ait iletişim numaraları ile birlikte 112 ve 153 çağrı hatları üzerinden ulaşılmaya çalışılmış; ancak bu girişimlere rağmen herhangi bir geri dönüş sağlanamamıştır. Konu ile ilgili olarak Doğa Koruma ve Milli Parklar ekipleriyle iletişime geçilmiş, olayın kayıt altına alınması ve gerekli işlemlerin başlatılması amacıyla tutanak süreci başlatılmıştır.
Milleyha Sulak Alanı, kıyı şeridi ve Asi Nehri dâhil olmak üzere tüm Asi Deltası, günümüzde yaygın ve çok bileşenli bir çevre kirliliği baskısı ile karşı karşıyadır. Bu çerçevede, Türkiye sınırları içerisinde yer alan Asi Nehri boyunca endüstriyel ve tarımsal kaynaklı kirleticilerin, süreklilik sağlayacak bir izleme ve tespit sistemi ile belirlenmesi önem taşımaktadır.
Bu kapsamda, Asi Deltası’nda bulunan atık su arıtma tesisleri ile endüstriyel ve tarımsal faaliyet alanlarından kaynaklanan deşarjların, düzenli ve sürekli ölçümlerle izlenmesi gerekmektedir.
Ayrıca Asi Nehri haritası10 incelendiğinde; nehrin sınır aşan bir su kaynağı olması nedeniyle Suriye ve Lübnan’ı da kapsayan, uluslararası iş birliğine dayalı izleme ve rehabilitasyon çalışmalarının planlanması; nehir ekosisteminin iyileştirilmesi ve gelecek yıllarda yaşanabilecek temiz su sorunlarının önlenmesi açısından stratejik bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir.
Avcılık
Milleyha Sulak Alanı ve Asi Deltası’nda karşılaşılan çevresel baskılardan biri de avcılık faaliyetleri ile kontrolsüz balıkçılık uygulamalarıdır. Özellikle sulak alan ve nehir bağlantılı habitatlarda yapılan avcılık, başta kuşlar olmak üzere birçok türün üreme, beslenme ve barınma döngülerini olumsuz etkilemektedir.
Balıkçılık faaliyetleri sırasında alanda bırakılan veya terk edilen misina, olta iğnesi, ağ ve benzeri ekipmanlar, doğrudan fiziksel kirlilik oluşturmanın ötesinde; kuşlar, balıklar, deniz kaplumbağaları ve diğer sucul canlılar için dolanma, yaralanma ve ölüm riski taşımaktadır. Bu tür atıklar, ekosistemde uzun süre kalabilen ve parçalanması zor materyaller olmaları nedeniyle, sulak alanın ekolojik işleyişi üzerinde kalıcı etkiler yaratabilmektedir.
Avcılık ve balıkçılık kaynaklı bu baskılar, alanın sahip olduğu koruma statüleriyle açıkça çelişmekte; biyolojik çeşitliliğin korunması ve ekosistemin sürdürülebilirliği açısından denetim ve izleme mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Denetim ve Kurumsal Koordinasyon
Doğa Koruma ve Milli Parklar tarafından sınırları belirlenmiş Milleyha Sulak Alanı’nda karşılaşılan sorunların, tek bir kuruma indirgenmesinin doğru olmadığının bilinciyle şu hususun sorgulanması gerektiği değerlendirilmektedir: Saha çalışmaları kapsamında kısa süreli bir alan ziyaretinde dahi çok sayıda sorunun gözlemlenebildiği bu bölgede, alandan sorumlu kurumlar tarafından yürütülen denetim ve izleme faaliyetlerinin kapsamı ve etkinliği.
Sahada tespit edilen sorunların bildirilmesi amacıyla öncelikle 112 Acil Çağrı Merkezi üzerinden ihbar oluşturulmak istenmiş; doğrudan Doğa Koruma ve Milli Parklar’a yönlendirme yapılamadığı için, ihbarın orman teşkilatı üzerinden ilgili kuruma aktarılması talep edilmiştir. Bu süreçte, telefonla yürütülen görüşmelerde iletişim ve yönlendirme açısından çeşitli güçlükler yaşandığı kaydedilmiştir.
Ardından, doğrudan Doğa Koruma ve Milli Parklar Hatay Şefliği ile iletişime geçilmesi amacıyla, kuruma ait resmî internet sitesi11 üzerinden paylaşılan iletişim bilgileri kullanılarak bağlantı kurulmaya çalışılmıştır. Ancak bu aşamada da, kurumsal iletişimin etkinliği ve erişilebilirliği konusunda eksiklikler gözlemlenmiştir.
Tüm bu girişimlerin ardından saha çalışmalarına devam edilirken, 112 üzerinden oluşturulan ihbar doğrultusunda Doğa Koruma ve Milli Parklar Hatay Şefliği ekipleriyle yeniden temas sağlanmış ve ekipler alana intikal ederek saha incelemesi gerçekleştirmiştir. Yapılan görüşmelerde, sahada karşılaşılan durumlar kendilerine aktarılmış; gerekli çalışmaların başlatılacağı bilgisi alınarak alandan ayrılınmıştır.
Sonuç
Milleyha Sulak Alanı ve Asi Deltası, milyonlarca yıllık jeolojik süreçlerin şekillendirdiği, yüksek biyolojik çeşitliliğe sahip ve ulusal ölçekte stratejik önemi bulunan bir kıyı ekosistemidir. Alanın sahip olduğu doğal, ekolojik ve tarihsel değerler; ona tanımlanan koruma statülerinin temel gerekçesini oluşturmaktadır. Ancak saha gözlemleri, uydu verileri ve güncel biyolojik kayıtlar birlikte değerlendirildiğinde, bu koruma statülerinin uygulama ve denetim boyutunda ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğu görülmektedir.
Hafriyat dökümleri, dolgu faaliyetleri, avcılık, atık ve çevre kirliliği, kontrolsüz insan faaliyetleri ve kurumsal koordinasyon eksiklikleri; sulak alanın doğal işleyişini baskı altına almakta ve ekosistemin kendini yenileme kapasitesini sınırlamaktadır. Buna karşın alanın, kısa süreli yağışlar sonrasında dahi su tutma ve biyolojik canlılığını artırma eğilimi göstermesi, Milleyha’nın hâlâ güçlü bir ekolojik potansiyele sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bu bağlamda, Milleyha Sulak Alanı ve Asi Deltası’nın korunmasına yönelik yaklaşımın; yalnızca mevcut statülerin varlığına değil, etkin denetim, düzenli izleme, kurumsal iş birliği ve bilimsel veriye dayalı rehabilitasyon çalışmalarına odaklanması gerekmektedir. Özellikle Asi Nehri’nin sınır aşan bir su kaynağı olması, kirlilik ve ekosistem yönetimi konularında uluslararası iş birliğini zorunlu kılan bir unsur olarak öne çıkmaktadır.
Sonuç olarak Milleyha Sulak Alanı, kaybedilmiş bir alan değil; doğru planlama, kararlı uygulama ve bütüncül bir yönetim anlayışıyla gelecek nesillere aktarılabilecek bir doğal miras niteliğini hâlâ korumaktadır. Bu mirasın sürdürülebilirliği, yalnızca tek bir kurumun değil; tüm ilgili paydaşların ortak sorumluluğu ve koordinasyonu ile mümkün olacaktır.
Not: Referans atanmayan görseller Mehmet TAVACI’ya aittir.
Referanslar
- 1 – Kayan, İ., 1999. “Holocene stratigraphy and geomorphological evolution of the Aegean coastal plains of Anatolia”. 1–4 April 1997 Ankara. Proceedings. The Late Quaternary in the Eastern Mediterranean Region.
- Quaternary Science Reviews. 18, 4-5, 541-548. Elsevier Science Ltd. Pergamon. England.
- 2 – Öner, E. (2008). ASİ DELTA OVASINDA ALÜVYAL JEOMORFOLOJİ ve PALEOCOĞRAFYA ARAŞTIRMALARI (ANTAKYA/HATAY). Ege Coğrafya Dergisi, 17(1-2), 1-25.
- 3 – Ekotaban Uygulaması – DKMP
- 4 – Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı – Sit Alanları Yönetim Sistemi
- 5 – Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı – Doğal Sit Alanları Koruma ve Kullanma Koşulları Belirlendi – Haber Başlığı
- 6 – Milleyha Sulak Alanının Biyoçeşitliliği ve Güncel Durum Raporu-2021
- 7 – eBird – Milleyha Sulak Alanı ve Kıyı Şeridi Tür Kayıtları
- 8 – eBird – Büyük Yelkovan Kaydı
- 9 – Yıldırım, H., & Kayıkçı, S. (2025). Güney Anadolu’dan Yeni Bir Yılanyastığı (Arum) Türü: Arum milleyhanum (Araceae). Bağbahçe Bilim Dergisi, 12(1), 8-19. https://doi.org/10.35163/bagbahce.1665567
- 10 – Shared Water Resources of Lebanon – Scientific Figure on ResearchGate. Available from: https://www.researchgate.net/figure/Orontes-River-a-shared-river-between-Lebanon-Syria-and-Turkey_fig14_319980038 [accessed 23 Jan 2026]
- 11 – Hatay Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü








































